Ortak Türk TarihiOTT.4. İlk Türk İslam DevletleriTARİH ZÜMRESİ

OTT.4.3. Karahanlılar Hakanlığı

KARAHANLILAR HAKANLIĞI

Karahanlılar Hanedanı 840-1212 yıllarında Orta Asya’da kurulan ve hüküm süren ilk Türk-İslam devletidir.
Onun temelini kökeni muhtemelen Aşina Hanedanı’na dayanan Bilge Kül Kadir Han atmıştır. İslamiyet’i resmî olarak seçen ilk Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han’dır.

Kurulduğu topraklar Yedisu ve Doğu Türkistan olan Karahanlıların başlıca yönetim merkezleri Kâşgar ve Balasagun şehirleri olmuştur. Karahanlılar 999 yılında Maveraünnehir’i ele geçirerek Samani Devleti’ne son vermişlerdir. Uzgend (Fergane vadisi), Semerkant ve Buhara şehirleri bu devletin yönetim merkezlerine dönüşmüştür. “Hakaniler”, “Afrasiyab Oğulları”, “Türk Hakanları” veya “İlek Hanlar” adı altında bilinen bu siyasi birlik Yedisu ve Doğu Türkistan merkezli Doğu Karahanlılar (1040-XIII. yüzyılın başı), Maveraünnehir merkezli Batı Karahanlılar (1040-1212) olarak iki kısımdan oluşmuştur.

Bilge Kül Kadir Han öldükten sonra oğulları Bazır ve Oğulçak devletin başına geçmişlerdir. Devletin batı kısmında yönetici olan Oğulçak, Samaniler Devleti’ndeki karışıklıklardan yararlanarak isyan eden bir Samani şehzadesinin sığınma talebini kabul etmiştir. Oğulçak’ın yeğeni Satuk Buğra, bu şehzade sayesinde Müslüman olmuş ve Abdülkerim adını almıştır. Bu olaydan sonra amcası Oğulçak’ı mağlup eden Abdülkerim Satuk Buğra (924-955), devletin başına geçmiş ve “Han” unvanını alarak İslamiyet’i resmen kabul etmiştir. Karahanlılar, İslam’ı toplu olarak kabul eden ilk Türk devletlerinden biridir.

Nasr İlig Han yönetimindeki Karahanlılar 999 yılında Samanilere karşı yürüyerek onların merkez şehirleri Semerkant ve Buhara’yı ele geçirmişlerdir. Böylece Karahanlılar’ın sınırları Amuderya Nehri’ne kadar ulaşmıştır. Bu nehrin kuzeyindeki topraklar Karahanlılar, güneyindeki topraklar ise Gazneliler gibi iki Türk devletinin sınırlarını oluşturmuştur.

Bu dönemde Orta Asya Türk hanedanları tarihinde önemli bir siyasi olay yaşanmıştır. 1025 yılında Karahanlı hükümdarı Yusuf Kadir Han (1024-1032) ve Gazneli Sultanı Gazneli Mahmut (998-1030) yüz yüze görüşmüşlerdir. Bu görüşmede Karahanlıları ilgilendiren meselelerin yanı sıra Arslan bin Selçuk ve emrindeki Oğuzların Horasan’a nakledilmesi hususunda karara varmışlardır. Orta Asya’da bağımsız devletler başındaki yöneticilerin o dönemde yüz yüze görüşmeleri pek nadir görülen bir olay olmuştur. Bu görüşmeyle İslam dünyasının iki büyük Türk hükümdarı her iki devletin toprak bütünlüğünü tanımışlardır. Birinin Orta Asya’nın büyük bir kısmının, diğerinin ise Afganistan, Kuzey Hindistan ve İran’ı içeren devletin yöneticisi olduğu kabul edilmiştir.

Çok geçmeden diğer bir Türk Hanedanlığı Selçukluların ortaya çıkması Müslüman Asyası’nda büyük siyasi gelişmelere yol açmıştır. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah (1072-1092), 1082 yılında Maveraünnehir’i zaptedip, Özkent’e (Fergana) gelince Doğu Karahanlı hükümdarı Hasan Han, Melikşah’ın hâkimiyetini tanımış ve Karahanlılar Selçuklulara bağlanmıştır. 1141 yılında Semerkant yakınındaki Katvan Çölü’nde Selçuklular ve Karahanlıların müttefik orduları Karahitaylara yenilmiş böylece Karahanlılar devletinin batı kısmı da Karahitayların egemenliğine girmiştir. Merkezî yönetimi Balasagun’daki Karahitaylar Moğol asıllı olup Türk ve Moğol askerlerinden oluşan ordusuyla o dönemde Cungarya ve Yedisu bölgelerini elde etmişlerdir.

K a r a h a n l ı l a r Devleti’nde yönetim Eski Türk geleneklerine göre sürdürülmekle beraber Müslüman gelenekleri de uygulanmıştır. Taşınan unvanlar ve idari sistemdeki uygulamalar tıpkı Kök Türk Kağanlığı’nın tekrarı gibidir. Karahanlı yöneticilerinin taşıdıkları Kara “büyük”, Arslan, Tonga “pars”, Buğra “erkek deve” unvanlarının kökü Kök Türk dönemine kadar inmektedir.

İslam kaynaklarında Karahanlı hükümdarları ile ilgili “Afrasiyab oğulları” tabiri sık sık kullanılmaktadır. Başka bir deyişle Karahanlılar kendi soylarını çok eski tarihlerde dünyanın en kudretli Türk hükümdarı olarak rivayet edilen Afrasiyab’a dayandırmışlardır. Kaynaklarda Afrasiyab’ın lakabı ya da Türkçe adı olarak Alp Er Tonga tabiri geçmektedir.

Karahanlılar Dönemi’nde Orta Asya’da Müslüman uygarlığına büyük katkıları bulunan bilim insanları yetişmiş; Kâşgar, Taraz, Balasagun, İsficab, Farab, Oş, Uzgend, Hocent, Şaş (Çaç/Taşkent), Buhara ve Semerkant şehirleri birer İslam kültür merkezine dönüşmüştür.

Balasagunlu Yusuf ve Kâşgarlı Mahmut gibi Türk bilim insanları ve Ahmed Yesevî gibi bir Türk mutasavvıfı Karahanlılar Dönemi’nin önemli isimlerine örnek teşkil eder.

BALASAGUNLU YUSUF (YUSUF HAS HACİB)

Balasagunlu Yusuf 1017-1077 yıllarında yaşamıştır. Dünyaca ünlü eseri Kutadgu Bilig’i “Kutlu/Mutluluk Veren Bilgi” yazmıştır. Bu eser Türklerin İslami dönemdeki bilinen ilk edebî ürünüdür. Hükümdarlara öğüt veren ilk “siyasetname” özelliği de taşır. Yusuf bu eseri 1070 yılında Karahanlı hükümdarı Uluğ Kara Buğra Han’a takdim etmiştir. Han kitabı okuduktan sonra Balasagunlu Yusuf’a “Uluğ Has Hacip” yani “Baş Vezir” unvanını vermiştir.

Balasagunlu Yusuf’un kesin ölüm tarihi bilinmemektedir. Onun adına yaptırılan Kâşgar’daki türbenin daha sonraki tarihte inşa edilen bir anıt olduğu bilinmektedir.

Kutadgu Bilig’ten bir metin:
Yine bu kitabın içindekileri söyler
Bunu dört soylu temel üzerine kurar
Bunlardan biri adalettir, doğruluk üzerine
İkincisi devlettir, kut ve ikbal üzerine
Üçüncüsü akıldır, ululuk ile
Dördüncüsü kanaat ve afiyettir.

Balasagunlu Yusuf’un şu dizeleri de gelecek nesiller için bir nasihattir:
Sayılar ilmini öğren.
İlmin sayılmasının sırları bunlardır.
Çıkartmayı, eklemeyi, bölmeyi ve çarpmayı öğren…

Sizce Balasagunlu Yusuf’un Kutadgu Bilig’de anlattığı dört değerden hangisi insan hayatının anlamlı olabilmesi için daha önemlidir? Tartışınız.

KÂŞGARLI MAHMUT

Kâşgarlı Mahmut Barsgan şehrinde 1029-1038 yılları aralığında dünyaya gelmiştir. Daha sonra bir süre Kâşgar’da yaşamıştır. Karahanlı soyundan bir ailenin ferdi olan Muhammed bin Hüseyin’in oğludur. Babası “Barsgan” (Isık Göl havzası/Kırgızistan) şehrinde yaşamakta iken bilinmeyen bir sebeple Kâşgar şehrine gelip yerleşmişti. O dönemde Kâşgar, önemli bir bilim ve kültür merkezi idi.

Kâşgarlı Mahmut, dönemin bütün klasik ilimlerini tahsil etmiş, Arapça ve Farsça öğrenmiştir. Kendisini Türk dili araştırmalarına adamıştır. Bu amaçla Orta Asya’yı boydan boya katederek Anadolu’ya, oradan da Bağdat’a gitmiştir. On beş yıl boyunca Türklerin yaşadığı bütün illeri, şehirleri, obaları, dağları ve çölleri dolaşmıştır. Gezileri sırasında ana dili Türkçenin Hakaniye, Oğuz, Kıpçak, Kırgız, Argu, Çiğil lehçelerini de incelemiştir.

Onun en büyük eseri Dîvânu Lugâti’t-Türk “Türk Dilleri Sözlüğü“ Bağdat’ta 1072-1077 yılları arasında yazılmış olup o dönemdeki Türk dilleri hakkında geniş bilgi veren ansiklopedik kaynak değerindedir. Bu eser, Türkçenin bilinen en eski sözlüğü olmakla birlikte Orta Asya ve civarlarında konuşulan Türk yazı dilleri ve lehçelerinin yapısı ve söz varlığıyla ilgili en kapsamlı bilgileri içermektedir.

DİVÂN-I LÜGÂTİ‘T-TÜRK

Kâşgarlı Mahmut, Divân-ı Lügâti’t-Türk’e şöyle başlar:
Esirgeyen, koruyan Allah’ın adıyla “Allah’ın, devlet güneşini Türk burçlarından doğurmuş olduğunu ve Türklerin ülkesi üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş olduğunu gördüm. Allah onlara Türk adını verdi. Ve yeryüzüne hâkim kıldı. Cihan hükümdarları Türk ırkından çıktı. Dünya milletlerinin yuları Türklerin eline verildi. Türkler Allah tarafından bütün kavimlere üstün kılındı. Hak’tan ayrılmayan Türkler, Allah tarafından hak üzerine kuvvetlendirildi. Türkler ile birlikte olan kavimler aziz oldu. Bu kavimler, Türkler tarafından her arzularına eriştirildi. Türkler, himayelerine aldıkları milletleri, kötülerin şerrinden korudular. Cihan hâkimi olan Türklere herkes muhtaçtır, onlara derdini dinletmek, bu suretle her türlü arzuya nail olabilmek için Türkçe öğrenmek gerekir…”

Kâşgarlı Mahmut, Divânü Lügâti’t-Türk, C. I,haz. Besim Atalay, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2006, s. 3, 4

Divân-ı Lügâti’t-Türk’e göre Türk hükümdarlarının üstlendiği evrensel görev nedir?

HOCA AHMET YESEVÎ

Hoca Ahmet Yesevî XII. yüzyılda yaşamış bir Türk düşünürüdür. Kendisi halk arasında Hazret-i Sultan adıyla meşhur olmuştur. Ahmet Buhara’da tahsil görerek İslam âlimi Yusuf Hemedanî’den ders almıştır. XIV. yüzyılda Emir Timur’un emriyle Hoca Ahmet Yesevî’nin defnolunduğu Yesi (bugünkü Türkistan) şehrinde Müslümanların ziyaret edeceği büyük bir külliye inşa edilmiştir.

Sevmiyorlar bilginler, sizin Türkçe dilini,
Bilgelerden dinlesen, açar gönül ilini,
Ayet Hadis anlamı Türkçe olsa anlarlar,
Anlamını bilenler, başı eğip uyarlar,
Miskin kul Hoca Ahmet yedi atana rahmet
Fars dilini bilir de sevip söyler Türkçeyi.

Bice, H. (2005), Hoca Ahmed Yesevî, Divan-ı Hikmet, Ankara: TDV Yayınları,.

Tasavvuf nedir? Ahmet Yesevî’nin tasavvufi görüşleri konusunda araştırma yapınız.

DESTEK, KATKI ve DEĞERLENDİRMELERİNİZİ BEKLİYORUZ.

Ünite ile ilgili dosya, doküman, sunum, slayt, ses, görüntü, fotoğraf, video, vb. her şeyi aşağıdaki sanal duvarda (Padlet) paylaşabilir, görüş ve düşüncelerinizi belirtebilir, yorumlarınızla katkıda bulunabilirsiniz. Yapacağınız tek şey + ya tıklayıp sonrasında istediğinizi panoya eklemek. Birlikte düşünüyor, tasarlıyor, üretiyor ve paylaşıyoruz. Öğretmen İmecesi

Made with Padlet
Daha Fazla Göster

Yorumlarınız, görüş, öneri ve eleştirileriniz bizim için bir gelişme fırsatıdır.

Başa dön tuşu
Skip to content