Ortak Türk TarihiOTT.6. Türk Dünyası (XII-XV. Yüzyıllar)TARİH ZÜMRESİ

OTT.6.3. Osmanlı İmparatorluğu

OSMANLI İMPARATORLUĞU

1302 yılında temeli atılmış olan Osmanlı İmparatorluğu, 1922 yılına kadar hüküm sürmüştür. Altı asırdan fazla yaşayan Osmanlı Devleti, en uzun ömürlü Türk devletidir. Bu devletin kurucusu Oğuz Türklerinin Kayı boyuna mensup Ertuğrul Gazi’nin oğlu Osman Gazi’dir. Hanedanın ataları XIII. yüzyılın ilk çeyreğinde Orta Asya’nın güneybatı bölgelerinden önce Azerbaycan’a, sonra Anadolu’ya gelip yerleşmişlerdir.

Türkiye Selçuklu Devleti’nin Kösedağ Savaşı’nı (1243) kaybetmesinden sonra Anadolu’da siyasi birlik bozulmuştu. Devletin zayıflaması ve yıkılması sürecinde Karamanoğulları, Aydınoğulları, Eşrefoğulları, Karesioğulları, İsfendiyaroğulları, Menteşeoğulları gibi birçok beylik ortaya çıktı. Bunlardan biri de Osmanlı Beyliği idi.

1281’de Ertuğrul Gazi, boy beyliğini oğlu Osman Gazi’ye bırakmıştı. Osman Gazi önce Söğüt ve Domaniç civarında, Türkiye Selçuklu Devleti’nin kendisine uçbeyliği olarak verdiği bölgeyi yönetmekteydi. Türkiye Selçuklu yönetiminin iyice zayıflaması üzerine bağımsızlığını ilan etti (1302).

Başkent Söğüt ve civarında çok önemli fetihlerde bulunan Osman Gazi, beyliğin sınırlarını özellikle Bizans İmparatorluğu yönünde genişletti. 1326’da Orhan Bey’in Bursa’yı fethetmesiyle ekonomik ve siyasi açıdan çok önemli bir yer ele geçirilmiş oldu.

KIRGIZLAR TÜRBESİ

Günümüzde İznik’te Kırgızlar Türbesi adıyla tarihî bir eser yer almaktadır. Türbenin yapımına dair iki farklı rivayet bulunmaktadır. Birinci görüşe göre İznik’in Türkler tarafından fethi sırasında yardımları görülen Kırgız Türklerinin anısına Orhan Gazi tarafından 1331 tarihinde inşa ettirilmiştir. İkinci görüşe göre ise Orhan Gazi Zaviyesinin bakımıyla görevlendirilen Orta Asya’dan gelmiş gazi erenler adına yapılmış bir türbedir.

Kırgızlar Türbesi örneğinden hareketle Türk coğrafyasında başka hangi ortak kültürel değerlerin olduğunu söyleyebilirsiniz?

Bursa’nın fethinden sonraki dönemde Orhan Bey’in temel amacı Çanakkale Boğazı’nı geçerek Rumeli’yi fethetmekti. Orhan Bey İznik, İzmit gibi önemli Bizans şehirlerini aldı ve beyliğin sınırları İstanbul’un Asya tarafı olan Üsküdar’a kadar dayandı. Yine Orhan Bey Dönemi’nde Balıkesir’de kurulmuş Karesioğulları Beyliği Osmanlı sınırlarına dâhil edildi. Beylik topraklarının ele geçirilmesi Osmanlı’nın deniz gücünün gelişmesine ve Avrupa tarafına geçmesine zemin hazırladı. Bizans’taki birtakım karışıklıklardan yararlanılarak Avrupa tarafına Çimpe Kalesi’ne geçildi (1353). Böylece ileride Viyana önlerine kadar uzanacak fetihler için önemli bir adım atılmış oldu.

Osmanlıların öncelikli hedefi Anadolu’daki Müslüman Türk beylikleriyle mücadele değil, İslamı yaymaktı. Bunun için Bizans İmparatorluğu ile Avrupa tarafındaki diğer Hristiyan devletlerin topraklarını ele geçirmek istiyorlardı. Ayrıca Moğol istilası nedeniyle Anadolu’ya göç eden Türk topluluklarına vatan bulmak da mümkün oluyordu.

I. Murat’ın temel amacı, Osmanlı’yı güçlü bir devlet hâline getirmekti. Padişah, zorda kalmadıkça Anadolu Beylikleri ile savaşa girmemeye dikkat ediyordu. Türklerin Balkanlarda ilerlemesi Osmanlı topraklarına Haçlı seferleri düzenlenmesine yol açtı.

I. Murat döneminde Haçlılarla yapılan I. Kosova Savaşı, Osmanlıların zaferiyle sonuçlandı. 1389’da tahta çıkan Yıldırım Bayezit, Niğbolu Savaşı’nda (1396) birleşik Haçlı kuvvetlerini yenilgiye uğratmasına rağmen Ankara Savaşı’nda (1402) Timur’a karşı başarılı olamadı. Onun esareti ve ölümünden sonra devlet dağılma tehlikesi geçirdiyse de I. Mehmet ülkede düzeni yeniden sağladı (1413). Ülkenin doğuda ve batıda genişlemesi II. Murat döneminde devam etmişse de oğlu II. Mehmet’in zamanı devletin hızlı geliştiği bir dönem olmuştur.

Fatih Sultan Mehmet (1451-1481) 1453 yılında İstanbul’u fethederek Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’na son verdi. İstanbul’un fethi ile birlikte Osmanlı Devleti’nin Türk ve İslam dünyasındaki saygınlığı arttı. Osmanlılar, Asya ve Avrupa kıtalarındaki topraklarını birleştirerek Anadolu ve Balkanlardaki hâkimiyetlerini pekiştirdiler. Diğer yandan Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan su yolunu kontrolleri altına alarak ekonomik yönden güçlendiler. Bu arada II. Mehmet, İstanbul’u devletin yeni başkenti yaptı. Bilginleri, sanatçıları ve tüccarları şehre yerleştirerek İstanbul’u önemli bir kültür ve ticaret merkezi hâline getirdi. Kendisi de İstanbul’u fethettiği için “fetheden” anlamına gelen Fatih unvanını aldı.

İstanbul’un fethi Avrupa tarihini de değiştirdi. Kuşatma sırasında kullanılan güçlü toplarla şehirlerin etrafını çevreleyen ve yıkılamaz sanılan büyük surların yıkılabileceği anlaşıldı. Bunu gören Avrupa’daki krallar da aynı yöntemi kullanarak etrafı kalın surlarla çevrili şatolarda yaşayan derebeylerin hâkimiyetine son verdiler. Böylece Orta Çağ boyunca Avrupa’da hüküm süren derebeylik (feodalite) rejimi çöküş sürecine girerken merkezî krallıklar güç kazanmaya başladı.

Fethin ardından Bizanslı bilim insanlarından bazıları İstanbul’dan ayrılarak İtalya’ya göç etti. Eski Yunan ve Roma uygarlıklarının bilgi birikimine sahip bu insanların İtalya’ya gelmesi bu ülkede Rönesans’ın başlamasında etkili oldu. İstanbul’un fethi (Görsel 6.4) ile birlikte eski ticaret yollarının Türklerin kontrolüne girmesi ise Avrupalıları yeni yollar aramaya yöneltti. Bu arayışa bağlı olarak da Coğrafi Keşifler gerçekleşti. Ortaya çıkardığı bütün bu sonuçlar nedeniyle İstanbul’un fethi Orta Çağ’ın sonu, Yeni Çağ’ın başlangıcı olarak kabul edildi.

Fatih Sultan Mehmet birçok yerde fetihler yaptı. Mora ve Trabzon İmparatorluğu’nu fethederek Bizans’ı yeniden diriltme ümitlerini söndürdü. Yine Balkanlar, Karadeniz’in kuzey kıyılarındaki Kırım ve Azak ile Avrupa’daki birçok toprak Osmanlı sınırlarına katıldı.

Fatih Sultan Mehmet’in 1481’de iki milyon kilometrekare olarak bıraktığı devlet ilerleyen dönemlerde daha geniş sınırlara ulaştı ve dünyanın büyük imparatorluklarından biri hâline geldi, XX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar da varlığını devam ettirdi.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Hayat

Osmanlı Devleti Türk-İslam devlet geleneği çerçevesinde yönetilmekteydi. Padişahlar devletin kurucusu olan Osman Bey’in soyundan gelmek zorundaydı.

Osmanlı padişahları yönetme gücünü Allah’tan aldıklarına inanırlar ve ülkeyi onun adına yönetirlerdi. İnanışa göre halk, Allah’ın onlara birer emanetiydi. Padişah, hangi din veya etnik gruptan olursa olsun bütün Osmanlı vatandaşlarının haklarını gözetmek zorundaydı. Bu açıdan Osmanlı Devleti eski Türk devlet geleneğini devam ettirmiştir.

Osmanlı padişahları başlangıçtan itibaren İslamı yayma düşüncesine sahiplerdi. Anlayışa göre dünyanın her yerinde dirlik ve düzenliğin hâkim olduğu bir yönetim kurulmalıydı.

Osmanlı Devleti’nin hızla büyümesi ve varlığını üç kıta üzerinde yüzyıllarca sürdürmesinde takip ettiği yönetim anlayışının çok büyük bir rolü vardı. Osman Gazi’nin, oğlu Orhan Gazi’ye verdiği nasihat Osmanlıların devlet yönetme anlayışını yansıtması bakımından önemlidir.

Osmanlıların uzun ömürlü bir devlet kurmalarında yetenekli padişahlara sahip olmalarının da etkisi büyüktü. Padişahlar şehzade unvanı verilen çocuklarını özel hocaların gözetiminde büyük bir titizlikle yetiştirirlerdi.

Şehzadeler küçük yaşlardan itibaren okuma yazma, temel İslam ahlakı ve hukuku dersleri alırlardı. En önemlisi de özel hocalar eşliğinde sancak adı verilen şehirlerde devlet yönetimi konusunda uygulamalı eğitim görürlerdi.

Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’ye öğüdü

Bir kişi senden Allah’ın emrine aykırı iş yapmanı istese kabul etme.
Tanrı buyruğundan başka iş yapma.
Bilmediğini İslam hukuku âlimlerinden sorup öğren.
Aslını esasını bilmediğin bir işe başlama.
Yönettiğin insanlara iyi davran, onları hoş tut.
Askerlerini doyur, onlardan iyiliği eksik etme.

Mehmed Neşrî, Kitab-ı Cihannümâ, C. 1, Ankara, 1995, s. 147-148.

Sizce adalet bir devlet için neden önemlidir?

Geleceğin padişahı olacak çocuklar burada devlet yönetim ilkelerinin temellerini ve yazışma kurallarını öğrenirler, toplumu yakından tanıma imkânı bulurlardı.

İyi bir eğitim alarak yetişen Osmanlı padişahlarının en önemli görevi ülkeyi adalet ilkeleri çerçevesinde yönetmekti. Fethedilen yerlerdeki Müslüman olmayan halka karşı hoşgörülü bir yönetim sergilenirdi. Gayrimüslimler kendi dinlerinin gereklerini istedikleri gibi yerine getirirler, asla din değiştirmeye zorlanmazlardı. Din ve inanç hakkı yasal düzenlemelerle güvence altına alınırdı. Fatih Sultan Mehmet’in Bosnalı Hristiyanlara verdiği hakları içeren ferman bunun açık bir göstergesidir.

Hoşgörü ikliminde yaşayan gayrimüslimlerden bir kısmı İslamiyet’i kabul etmişlerdir. Boşnaklar ve Arnavutlar bu grupta yer alırlar. Devlet, Türkleri yeni fethedilen Avrupa tarafındaki topraklara yerleştirerek buraların Türk vatanı olması için çaba sarf etmekteydi.

Devletin kuruluş döneminde Orta Asya’nın batı taraflarından gelen Türkler de yeni fethedilen yerlere yerleştirilmişlerdi.

Tarıma elverişli pek çok vadi ve ovayı içeren Osmanlı İmparatorluğu dönemin en büyük ticaret merkezine dönüşmüştür. Osmanlı’nın Asya, Avrupa ve Afrika gibi üç kıtanın önemli ülkelerini içeren bir devlet olması ve hem karadan hem de deniz yoluyla pek çok ülkeyle komşu olması uluslararası ekonomik ilişkilerin gelişmesini sağlamıştır. Özellikle Adriyatik, Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz gibi dünyanın en önemli su yolları uzun bir süre Osmanlıların kontrolü altında olmuştur. Tüccarlar Osmanlı limanları vasıtasıyla üç kıta ülkelerine ulaşmış, İstanbul pek çok yabancı tüccarın devamlı geldiği uğrak noktası olmuştur.

28 Mayıs 1463, Milodraz,
Dünya fatihi, haşmetli ve ulu sultanın imzalı ve parlayan mühürlü fermanıdır.

Ben Fatih Sultan Han, bütün dünyaya ilan ediyorum ki kendilerine bu padişah fermanı verilen Bosnalı Fransiskenler himayem altındadır ve emrediyorum:
Hiç kimse ne bu adı geçen insanları ne de onların kiliselerini rahatsız etmesin ve zarar vermesin. İmparatorluğumda huzur içerisinde yaşasınlar ve bu göçmen durumuna düşen insanlar özgür ve güvenlik içerisinde yaşasınlar. Devletimdeki tüm memleketlere dönüp korkusuzca kendi manastırlarına yerleşsinler.
Ne Padişahlık eşrâfından ne vezirlerden veya memurlardan ne hizmetkârlarımdan ne de ülkemin vatandaşlarından hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak ve onlara zarar vermeyecektir.

Hiç kimse bu insanların hayatlarına, mallarına ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin veya tehlikeye atmasın. Hatta bu insanlar başka ülkelerden devletime birisini getirirse onlar da aynı haklara sahiptir.
Bu padişah fermanını ilan ederek burada yerlerin, göklerin yaratıcısı ve efendisi Allah, Allah’ın elçisi Aziz Peygamberimiz Hz. Muhammed ve 124 bin peygamber ile kuşandığım kılıç adına yemin ediyorum ki emrime uyarak bana sadık kaldıkları sürece halkımdan hiç kimse bu fermanda yazılanların aksini yapmayacaktır. (Sadeleştirilmiştir.)

Fatih Sultan Mehmet’in bu fermanda söylemiş olduklarının Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki ilerlemesine nasıl bir katkıda bulunduğunu düşünüyorsunuz?

Osmanlı Türkleri kendilerinden önceki devletlerin gelenek ve kültürlerinden büyük ölçüde etkilenmişlerdir. Bu etkilerden biri Osmanlı medeniyetinin en temel kurumlarından biri olan vakıfların kurulmasıdır. Vakıflar, başta padişahlar olmak üzere devlet adamları ve zenginler tarafından kurulurdu. Vakıflar sayesinde çok sayıda hayır kurumu, dinî yapı ve eğitim kurumu (mektep, medrese) ortaya çıkmıştır. İslam geleneğindeki en önemli eğitim kurumu olan medreseler kurulup geliştirilmiştir. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra burayı dünyanın en büyük ilim merkezi hâline getirmeyi istemiş, bunun için Sahn-ı Seman (Sekiz Medrese) adıyla anılan meşhur medreseyi kurmuştur. Medresede eğitim gören öğrenciler yatılı kalıp bedava öğrenim görürlerdi. Fatih İstanbul’daki medreselerde ders vermesi için meşhur
matematikçi Ali Kuşçu’yu İstanbul’a davet etmiştir.

ALİ KUŞÇU

Timurlular devrinde Semerkant’ta yetişmiş, daha sonra Osmanlı Devleti’nde büyük bir şöhret kazanmış Türk astronom ve matematikçisi Ali Kuşçu, bilim insanı ve sanatçı Uluğ Bey’in hem öğrencisi ve çalışma arkadaşı olmuştur.

XV. yüzyıl başlarında Semerkant’ta dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan tarafından Fatih Sultan Mehmet’e elçi olarak gönderildi. İlmine hayran olan Fatih’in ısrarı üzerine elçilik görevini tamamladıktan sonra İstanbul’a döndü ve yol boyunca büyük törenlerle, armağanlarla karşılandı. Daha sonra Ayasofya Medresesine müderris (öğretim üyesi) tayin etti. Bu tayin İstanbul’da
astronomi ve matematik alanındaki çalışmalara canlılık getirdi, hatta Ali Kuşçu’nun derslerini ilim adamları dahi takip ettiler.

Ali Kuşçu aynı zamanda Fatih tarafından kurulan Sahn-ı Seman medreselerinin programını düzenlemekle görevlendirildi. İstanbul’un boylamını, eskiden belirlenmiş olan 60 derecelik değeri düzeltip 59 derece, enlemini de 41 derece 14 dakika olarak tespit ettiği bilinmektedir. Fatih Camii’nde de bir güneş saati vardır. Ali Kuşçu 15 Aralık 1474’te İstanbul’da vefat etti ve Eyüp Sultan Türbesi civarına defnedildi. Yetiştirdiği öğrenciler arasında en tanınanları torunu Mîrim Çelebi ile Molla Lütfi’dir. Ali Kuşçu astronomi, matematik, İslam hukuku ve dil bilgisi gibi alanlarda çok sayıda eser kaleme aldı.

Cengiz Aydın, “Ali Kuşçu”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 1989, Cilt 2, s. 408-410.

Ali Kuşçu’nun hangi özelliğinden dolayı iki hükümdardan da itibar gördüğünü düşünüyorsunuz?

Devletin ilk dönemlerinde yazı dilinde daha sade bir Türkçe kullanılırken ilerleyen yıllarda Arap ve Fars dillerinin etkisi artmıştır. Ancak devletin resmî dili Türkçe olarak kalmıştır. Divan edebiyatı çok gelişmiş, yüzlerce şair ve edip ürün vermişlerdir. Anadolu, Balkanlar ve Orta Doğu Türkleri arasında Orta Asya’dan getirilen millî ve kültürel değerler korunmuştur.

Osmanlılar döneminde mimariye büyük önem verilmiştir. İstanbul başta olmak üzere Balkanlar, Orta Doğu, Mısır, Tunus, Cezayir’de yüzlerce cami, medrese, kervansaray, çarşı, han, köprü ve başka yapılar inşa edilmiştir. Böylece İstanbul, Bursa, Saray Bosna, Sofya, Üsküp, Şam, Bağdat, Mekke, Medine, Küdüs, Kahire gibi şehirler bilim ve kültür merkezlerine dönüşmüştür.

Azerbaycan kültürünün Anadolu Türkmen beylikleri halk kültürü üzerinde etkisi inkar edilemez. Abdalan-i Rum’un (Anadolu Abdal-Kalender dervişleri) en önemli temsilcileri Azerbaycan’dan gelmişlerdi. Azerbaycan-Doğu Anadolu-Irak Türkmen egemenlik bölgesi, Yavuz Selim’in fetihlerine kadar uzun zaman, XIII-XV yüzyıllarda bir siyasi-kültürel bütün oluşturmaktaydı. Bu bölgede, Tebriz’den Doğu-Anadolu, Kerbela’ya kadar uzayan bu Türkmen bölgesinde Türkçe yazan büyük şairler (Nesimi, Fuzuli), münşiler (İdris-i Bitlisi) yetişmiş ve Osmanlı yüksek kültürünün gelişmesinde önemli rol oynamışlardır.

İnalcık. H., (2010). Osmanlılar, Fütühat, İmparatorluk, Avrupa İle İlişkiler. s. 262, İstanbul.

DESTEK, KATKI ve DEĞERLENDİRMELERİNİZİ BEKLİYORUZ.

Ünite ile ilgili dosya, doküman, sunum, slayt, ses, görüntü, fotoğraf, video, vb. her şeyi aşağıdaki sanal duvarda (Padlet) paylaşabilir, görüş ve düşüncelerinizi belirtebilir, yorumlarınızla katkıda bulunabilirsiniz. Yapacağınız tek şey + ya tıklayıp sonrasında istediğinizi panoya eklemek. Birlikte düşünüyor, tasarlıyor, üretiyor ve paylaşıyoruz. Öğretmen İmecesi

Made with Padlet
Daha Fazla Göster

Yorumlarınız, görüş, öneri ve eleştirileriniz bizim için bir gelişme fırsatıdır.

Başa dön tuşu
Skip to content