ORTAK TÜRK TARİHİOTT.4. İlk Türk İslam DevletleriTARİH ZÜMRESİ

OTT.4.10. İlk Türk-İslam Devletlerinde Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Hayat

İLK TÜRK-İSLAM DEVLETLERİNDE SOSYAL, EKONOMİK VE KÜLTÜREL HAYAT

Oğuz ve Karluk Yabgulukları ahalisi Türkler ve kısmen Soğdlardan oluşmuştur. Yine Sirderya’nın orta havzalarından Isık Göl’e kadar yayılan şehirlerde çeşitli ülkelerden gelen tüccar ahali onlarla birlikte yaşamışlardır. Kâşgarlı Mahmut’un yazdıklarına bakılırsa “İsficab’dan (Sayram) Balasagun’a kadar yayılan şehir ve kasabalarda Türk ve Soğdlar birlikte oturmuşlar, Soğdlar hem Türkçe, hem Soğdça konuşmuşlardır”. Kimek Devleti topraklarında ise Kimek, Kıpçak gibi konargöçer Türk halkları çoğunluğu oluşturmuştur.

Karahanlı Devleti topraklarında farklı etnik yapıdaki insanlar bir arada yaşamışlardır. Devletin Taraz, Balasagun, Barsgan, Kâşgar gibi şehirlerinde şehirli Türkler (Karluk, Argu ve Çiğil boylarından) ve
Soğdlar, onların çevresindeki yaylalarda ise Çiğil, Karluk, Yağma, Uygur gibi kalabalık Türk toplulukları yaşamışlardır. Uzgend, Fergana, Semerkant ve Buhara şehirlerinde ise Müslüman ahali, artık
Farslaşmış Soğdların torunları ve yerleşik Türkler vardır. Bu tarihte Karluk boyları Yedisu Bölgesi’nden Maveraünnehir’e gelip yerleşmişlerdir. Doğu Türkistan’ın önemli şehirlerinde Müslüman Türk nüfusu artmıştır.

İdil Bulgar Devleti’nin topraklarında ise esas olarak İdil ve Ural Nehirleri havzalarındaki Bulgar, Kuman (Kıpçak) ve Başkurt Türkleriyle birlikte Slav, Fin-Ugor toplulukları (Mordva, Udmurt, Mari) yaşamışlardır.

Eski Türk toplumundaki kadınlara saygı Müslüman Türk hanedanları döneminde de korunmuş, bu dönemde devlet ve toplum hayatında önemli iz bırakan pek çok Türk kadını yetişmiştir. Örneğin Selçuklu
(1038-1157) ve Harezmşahlar (1097-1231) hanedanlarında Türkan Hatunlar, Hindistan’daki Türk-Memlukler Hanedanı’na mensup Raziye Begüm (1236-1240), Mısır’daki Türk-Memluk Hanedanı‘nın ilk kadın hükümdarı Şecerüddür (1250) gibi kadın şahsiyetler devlet yönetiminde söz sahibi olmuşlardır. Türk topluluklarının gözde mimari eserlerinin bir kısmı da kadınlar şerefine inşa edilmiştir. Örneğin Karahanlılar Dönemi’ne ait Ayşe Bibi Türbesi (XII. yüzyıl, Taraz), Altın Orda melikelerinden Törebike Hanum Türbesi (XIV. yüzyıl, Köhne-Ürgenç), Azerbaycan İldenizlilerine ait Mümine Hatun Türbesi (XII. yüzyıl, Nahçıvan), Emir Timur’un adına inşa ettirdiği Bibi Hanum Camii (XV. yüzyıl Semerkant) bu mimari eserler arasındadır.

Türklerin İslamiyeti kabul etmesiyle birlikte şehirleşme oranında artış görüldü. Müslüman Türk kervanları; Arabistan Yarımadası, Hindistan, İran, Sibirya, İdil-Ural bölgelerinin karşılıklı ticaretinde aracılık yapmışlar, uzak kuzey bölgelerdeki kürk gibi deriden yapılmış ürünleri Müslüman ülkelerine ve ötesine götürüp satmışlardır. İdil Bulgar Devleti’nin merkezi Bulgar şehri bölgenin en büyük iktisadi ve kültürel merkezine dönüştüğü gibi Semerkant, Buhara, Kâşgar, Balasagun, Taraz şehirleri Karahanlıların başlıca siyasi ve kültürel merkezi olmuştur.. Özellikle Semerkant ve Buhara şehirleri bir dinî merkez ve bilim merkezi olarak İslam dünyasında ün salmıştır. Dünyanın uzak bölgelerinden öğrenciler gelerek buralardaki medreselerde tahsil görmüşlerdir.

İlk Türk-İslam devletlerinde Türklerin yaşadığı ve yönettiği bölgeler sınır olarak daha fazla artmıştır. Türkler Asya kıtasının sadece orta ve kuzeydoğu kısımlarında değil, kıtanın güneybatı kısımlarında da ahalinin büyük bir bölümünü oluşturmaya başlamışlardır. Bu dönemde Türk boyları yeni topraklara göç etmişlerdir. Kalabalık Türk boyları Gazneli ve Selçuklu Devletlerinin hâkimiyetindeki Kuzey Hindistan (şimdiki Pakistan), Afganistan, İran, Irak, Suriye topraklarına yerleşerek buranın yerlileriyle bir arada yaşamaya başlamışlardır.

Bununla beraber bu hanedanların yönettiği toprakların Fars, Hint, Afgan, Arap ve Kafkas toplulukları gibi
eski sakinleriyle Türkler arasında karşılıklı kültürel bağlar oluşmaya başlamıştır.

Bunun temelinde ise bölge halkının aynı inancı taşımaları, taşıması ve İslam dinine itikadı bulunmaktaydı. Pek çok Türk aydınının kendi eserlerini Fars ve Arap dillerinde yazdıkları, Türk yöneticilerinin Gazne, Kabil, İsfahan, Rey, Bağdat, Şiraz, Tebriz şehirlerinde medrese, şifahane, vakıf yerleri, hamam, köprü ve yol inşa ettirdikleri bilinmektedir.

Bu dönemde İpek Yolu’nun Akdeniz’den Çin’e kadar uzanan kuzey ve güney hatları Türklerin egemenliği altındaydı. Fars, Arap, Hint ve Çinlilerin ticaret kervanları Türklerin uluslararası yollarda güvenliği sağlaması sayesinde kendi ürün ve mallarını uzak memleketlere kolayca ulaştırabilmiştir.

Türk halklarının oturdukları topraklar Erken Orta Çağlara özellikle Türk Kağanlıkları (VI-IX.yüzyıllar) dönemine nazaran daha genişlemiş ve Türkler farklı kültürlerle tanışmışlardır. Arap ve Fars dillerinin
kaynaklarında Doğu Avrupa’dan Çin’e kadar uzanan on bin kilometreye yakın bir bölge isminin “Bilad el-Türk” (Türk ülkeleri) olarak geçmeye başlaması bu dönemlere denk gelir. Bu toprakları tek tek dolaşan Kâşgarlı Mahmut Dîvânu Lugâti’t-Türk adlı eserinde Türk halklarının yaşadığı coğrafyayı gösterir.

“Türkler asli yirmi boydur. Bunların hepsi –Tanrı kutsal kılası- Yalavaç Nuh oğlu Yafes, Yafes oğlu Türk’e dek ulanır… Rum (Bizans) ülkesine en yakın olan boy Beçenek’tir, sonra Kıfçak, Oğuz, Yemek, Başgırt, Basmıl, Kay, Yabaku, Tatar, Kırgız gelir.

Kırgızlar Çin ülkesine yakındırlar. Bu boyların hepsi Rum ülkesi yanından doğuya doğru şöylece uzanır, gider: Çiğil, Tuhsi, Yağma, Uğrak, Çaruk, Çomul, Uygur, Tangut, Hıtay”.
“Bir kısmı da bütün Maverannehir’in her tarafını Türk ülkesi saymışlardır. Bu Peykend (Buhara)’dan başlar… Maverannehir’den, Peykend’den Doğuya kadar Türk ülkesidir. Semerkend’e Semizkend denir.
Çaç şehrine Taşkent denildiği gibi, Özkend, Tünkend adları vardır… Bu şehirleri Türkler yaparak adlarını kendileri koymuşlardır”.
Kâşgarlı Mahmut, Dîvânu Lugâti’t-Türk, C. I, Çev.: Besim Atalay, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2006, s. 28


Kâşgarlı Mahmut’un Dîvânu Lugâti’t-Türk adlı eserinde Türk boyları ile ilgili verilen haritayı inceleyerek haritadaki şehirlerin günümüzde hangi ülkelerde yer aldığını bulunuz.

HAREZMİ

Tam olarak ismi Ebu Abdullah Muhammed bin Musa el-Harezmi olan Harezmî, IX. yüzyılda Harezm’de yaşamış Orta Asyalı bilim adamı, matematikçi ve gök bilimcidir. Genç yaştayken Hint ve Yunan bilimlerini iyice öğrenmiştir. Onun önderlik yaptığı “Beytü’l Hikme” adlı akademide pek çok tanınmış bilim adamı beraberce bilimsel çalışmalar sürdürmüşlerdir. Bu kurum o dönemin Bilimler Akademisi görevini yapmıştır. Harezmî’nin çalışmaları Rönesans Dönemi ilminin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Matematik bilimi tarihinde cebirin ayrı bir bilim dalına dönüşmesini sağlamıştır. Onun El-Kitabü’l Muhtasar fi Hisabi’l Cebr ve’l Mukabele adlı çalışmasından cebir/algebra terimi oluşmuştur. Harezmî’nin aritmetik ilmine ait eserlerinden Avrupa üniversitelerinde temel ders kitapları olarak yararlanılmıştır. Harezmî sadece


matematikle değil coğrafyayla da ilgilenmiştir. Batlamyus’un Coğrafya adlı eserini Kitabu Sureti’l Ard (Yer’in Biçimi Hakkında) olarak tercüme etmiştir.

Dünyanın çevresi ve hacmini hesaplama çalışmalarına da katılmıştır. Harezmî astronomi alanında da eserler bırakmış ve uzay cisimleri hareketinin düzenlerini bilimsel yönden açıklamıştır.

Harezmî’nin eserlerinin Avrupa’yı da etkilemesinin sebepleri nelerdir?

FARABÎ

Ebû Nasr Muhammed bin Muhammed bin Tarhan bin Uzluğ el-Fârâbî et-Türkî IX. yüzyılda yaşamış ünlü Türk filozofu, matematikçi ve musiki nazariyatçısıdır. Bilgin, Otrar (Farab) şehrinde doğmuştur. Genç yaşta Çaç, Semerkant, Buhara, Bağdat şehirlerinde çok yönlü eğitim görmüş ve Arap, Fars, Yunan ve Hint kültürlerinin başarılarıyla tanışmıştır. Çeşitli bilim dallarına ait 150’den fazla eser yazmıştır. El-Medînetü’l-Fâzıla (Faziletli Şehir), Es-Siyâsetü’l-medeniyye (Şehir Siyaseti), El-Mûsîka’l-Kebîr (Büyük Musiki) adlı eserleri en bilinenleridir. Onun mükemmel eserleri Batı ve Doğu ülkelerinde bilimin gelişmesinde büyük rol oynamış, tüm insanlığın düşünce hayatına belirli derecede katkıda bulunmuştur. Bu yüzden Farabî Yunan düşünürü Aristo’dan sonra “Muallim-i Sânî: İkinci Üstad” lakabını taşımıştır.

Farabî’nin İslam felsefesine önemli katkıları nelerdir?

DESTEK, KATKI ve DEĞERLENDİRMELERİNİZİ BEKLİYORUZ.

Ünite ile ilgili dosya, doküman, sunum, slayt, ses, görüntü, fotoğraf, video, vb. her şeyi aşağıdaki sanal duvarda (Padlet) paylaşabilir, görüş ve düşüncelerinizi belirtebilir, yorumlarınızla katkıda bulunabilirsiniz. Yapacağınız tek şey + ya tıklayıp sonrasında istediğinizi panoya eklemek. Birlikte düşünüyor, tasarlıyor, üretiyor ve paylaşıyoruz. Öğretmen İmecesi

Made with Padlet
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu